Belli Belirsiz
Adlandırma bir şeyi "bir şey" olarak vaftiz eder. Bu bir totoloji değil. Şeyleri adları olmadan düşünemiyoruz. Ama adını koyamadığımız anlam bulutları gezer kafalarımızda. Anlamlı oldukları ancak adlandırma sonrası keşfedilebilecek anlam bulutları. Bu anlam bulutları birer şey midir? Onlar mistik şeylerdir. Öznel deneyimlerden bağımsız olamayacak şeyler. Adlandırma şeyin mistikliğini dağıtır, puslu öznelliğini nesne göletinin yüzeyine çıkarır.
Bir adım daha gidelim anlam bir şey midir? Anlam, adlandırmasız da varlığını sürdürür, hem de öznellikten sıyrılarak. Sizin de başınıza gelmedi mi böylesi? Bir sanat eseriyle yüzleşirken, kendini başka bir zamanda başka bir mekânda bir odada bulursun. O sırada vecde gelmiş zihnin, göz kapaklarını aralamanı emreder. Karşında bir çift göz görürsün ve tam o anda odada yalnız olmadığını anlarsın. O gözlerin sahibi de anlar. Adlandırmalar kifayetsiz kalır, puslu anlamın kıyısına tutunur kalırsın.
Zihnin o bulutlu, puslu havasında düşünebilmek bir ayrıcalık mı yoksa "lanet" mi bilmiyorum. Tabii ki, hepimiz bunun farkındayız ki ütopya çadırını melankolinin yanına kurar. Puslu havada, "şeyler" belli belirsiz görünür. Bellilikleri bende, belirsizlikleri ötekinde.
